İlk Bayram ve Bayramlarımız
Benim ilk bayram yazım olabilir. Bunu kanıtlamam mümkün değil çünkü eski yazılarıma ben dahi ulaşamıyorum. Bayramlar benim için öyle süper önemli olmuyor. Büyük ailenin bir araya gelmesi çok güzel. Bazı kuzenleri görmek, onlarla hasret gidermek. Özellikle son yıllarda bütün kuzenler evlendik ettik derken memleketin sağ soluna dağıldık. Bayramlar olunca da görüşmek için fırsat oluyor. Ancak herkesin kendi hayatı var tabiki. Tatil yapmak veya başka bir şekilde bayramı değerlendirmek adına gelemeyenlerimiz de olabiliyor. "Gelmek" diyorum çünkü ben zaten ata topraklarında yaşıyorum.
2020'de kesin dönüş yaptığımdan beri artık buralardayım. O yüzden insanlara "gelmek" diyorum.
Benim çocukluğumdan biz ailecek beri pek büyüklere gitmeyiz, bize de pek gelen olmaz. Bizim bayram rutinlerimiz şöyledir: arife günleri mezar başları gezilir, akşam üstü köye gidilir. Gerekirse kalınır, gerekmezse geri eve dönülüyor — çünkü köy-ev arası 20 dakika falan. Sonra bayramın 1. günü tekrar köye gidilir ve duruma göre olaylar gelişir. Köydeki dede evinde herkes buluşur. Amcalar, kuzenler... Bütün aile oradadır. Gelebilenler gelmiştir, gelemeyenler de dedikodularıyla güzelce anılır. Deli gibi yemek yenir çünkü Karadeniz'de yapacak başka şey yoktur. Aslında hava güzelse, mevsim yazsa köyün tadı daha başka olur. Doğayla kafayı yersiniz resmen. Bayram o saatte artık bahanedir.
Bu sene bayram benim için çok farklıydı. İlk kez baba olarak bir bayram kutluyordum. Zaten bu sene olan bütün şeyler benim için ilk olacak gibi duruyor. Baba olmanın duygusunu gün be gün yaşarken minik Piraye'nin de ilk bayramı olması vesilesiyle bu bayram benim için daha bir enerjik geçti diyebilirim. Arife günü çalışmamdan ötürü mezar ziyaretlerini es geçmek zorunda kaldım. Normalde aile büyükleriyle birlikte vefat etmiş büyüklerimizin mezar başlarına gidiyorduk ama ben bunu bayramın 1. günü yapmayı tercih ettim bu sefer. İşlerimi ayarlayamadım. Arife günü akşamı Piraye hanımı eşimle yıkadık. Çocuklar arife günü yıkanırmış. Böylece Piraye, ilk bayramına tertemiz girdi. Aslında süt ve minik kusmuklardan hariç zaten temiz kendisi. Bayram sabahı ise Piraye ile biraz oynadık ve kahvaltı yapmak için annemlerin evine gittik. Tabiki önce ben, eşim ve Piraye bayramlaştık. Fotoğraflar çekindik, eğlendik biraz. Bu minik ailemizin ilk bayramıydı ve bu heyecanı kaçıramazdık. Annemlerdeki bayram kahvaltısından sonra biraz gevşemeler olsa da Piraye'nin gülücükleri ortalığı birbirine kattı. Ben ve eşim Piraye'yi böyle görüyoruz ama dede ve babaanne görünce resmen mest oldular. İşin içinde bebek olunca evden ha diyince çıkılmıyor ya da yapılan planlar hiç çarşıya uymuyor. Bir şekilde kendimizi köye attık. Piraye ilk kez ata topraklarına gitmişti. Köydeki aile üyeleri ve aileye yakın misafirler ya ilk kez Piraye ile tanışıyorlardı ya da uzun zaman sonra (1 ay) onunla tekrar görüşüyorlardı. Ev gene karıştı, eğlence göğe kalktı. Ben böyle bir bayram neşesi görmedim. Piraye bebek olduğu için korkar dedim ama ortama çok hızlı adapte oldu. Sanki 40 yıllık büyük aile ferdi gibi cool durdu ve ortamı kokladı. Ortam pancar çorbası, keşke ve su böreği kokuyordu. Tatlıları saymıyorum kafayı yemeyin diye.
Bayramın ikinci günü eşimin memleketine geçtik. Piraye 2 gün içinde iki farklı ortamda bulunmamıştı. Biz biraz daha alışkındık eski bayramlardan ama Piraye için bu da ilkti. Eşimin evinde de herkes Piraye'yi bir sevinçle karşıladı. Orası da kalabalıktı. Bayramın 2. günü de güzel bir kahvaltı yaptık ve genel olarak Piraye ile oynama, sohbet etme, gelen misafirlerle oturma ile geçti günümüz diyebilirim. Kalabalıklarda olmak iyi geliyor.
Her zaman kalabalıklar iyi gelmez tabiki — insan yalnız da kalmalı ama bunun bir ayarı olmalı.

Son gün ise eşimin ailesinin ziyaretlerine gidebildik. Biraz büyükler gezildi, sohbetler edildi. Ben bu ziyaretleri de seviyorum. Hem büyükler mutlu oluyor hem de ben onları tekrar görmüş ve durumlarını güncellemiş oluyorum. Ayrıca edilen sohbetler ya da bayram ziyaretlerinde ortaya çıkan hoş karşılaşmalar işin bonusu oluyor. Yenen tatlıları ve akşamına basan hararet olmasa olmaz tabii. Biraz da kendimize vakit ayıralım dedik ve gezmelere çıktık. Doğaya çıkmak ve yalnız kalmak istedim açıkçası. Bayram boyunca hava soğuk ve hafif yağmurlu olduğu için insanlar kapalı alanlara tıkılmışlardı. Zaten bayramda yeteri kadar insan gördük diye düşündüm ve doğaya gidelim dedim eşime. O da şaşırdı çünkü kendisi genelde bunu derdi, bense "ya bi kafede kahve içelim, dışarıda otururuz" vs derdim. Bu sefer biraz roller değişti. Yoldan kahvelerimizi aldık ve köy köy gezdik. Güzel de oldu. Hava yağışlı değildi ama soğuktu. Böylesi havaları seviyorum. Akşam üstünün de verdiği biraz karanlık havayla süper bir atmosfer oldu diyebilirim. Eski bir istasyonun sanatsal fotoğrafını çekmekten tutun, bir leyleği havada görmeye — çok yanık, ne kadar büyüklermiş ya — kadar çok şey yaptık. Leyleği görünce de mart başında dilek tutup kolumuza taktığımız marteniçkalarımızı çıkarıp bir ağaca bağladık. Sanırım kiraz ağacıydı, yeni çiçek açıyordu, çok sevimli bir ağaçtı. Seneye gidip o ağaca bakmayı ve bilekliklerimizi görmeyi çok istiyorum. (Umarım ağacı bulabiliriz çünkü onu da spontane bulduk.)

Bayramlar çok fazla şeye kapı açıyor. Ne istersek aslında o oluyor. Evde kös kös oturup birileri gelsin diye de bekleyebilirsiniz, siz de gidebilirsiniz. İnsanların aramasını da bekleyebilirsiniz, onları da arayabilirsiniz. Bayramlarda tatil yapmak da bir opsiyon — ben pek "illa büyüklere gidince" kafasında değilim, orası sizin bileceğiniz ve ilişkilerinizin nasıl olduğuyla alakalı. Benim için bayramlar küçüklüğümden beri hep böyle geçti. Yukarıda anlattığım gibi: kalabalıklar, sohbetler, zaman zaman minik laf sokmalar, karşılaşmak istenen ve istenmeyen akrabalar... Ancak bu sene ayrı bir güzeldi benim için. Minik kızımız Piraye ile ilk bayramımız. Geçmiş bayramınız kutlu olsun. Herkese iyi bayramlar ❤️
Comments ()