Yapamıyorum, O Halde Varım
Geçen hafta belim tutuldu. Hareket edemiyorum. Tam da o gün Ünye'de hava mükemmeldi. Güneş, hafif rüzgâr, koşmak için ideal bir gün. Ve tabii ki canım koşmaya çıkmak istedi. Deli gibi.
İronik olan şu: bel ağrım olmadığı günlerin çoğunda koşmaya çıkmıyorum. Bu bilinçli bir tercih. Bazen üşeniyorum, bazen "yarın çıkarım" diyorum. Ama yapamadığım an, koşmak dünyanın en güzel aktivitesi haline geliyor.
Bu sadece koşmakla sınırlı değil. Tatile gidecek durumum olmadığında "şimdi bir sahil kasabasında olsam, denize girip akşam bir balık yesem ne güzel olurdu" diye hayal kuruyorum. Ama tatile gittiğimde ne oluyorsa, bir süre sonra içimden "şimdi bilgisayarım olsa da şu projeyi bitirsem" diye geçiriyorum.
Tatilde çalışmak istiyorum, çalışırken tatil istiyorum. Sanki beyin sürekli olmadığı yerde olmak istiyor.
Bunun sadece benim tuhaflığım olmadığını öğrendiğimde rahatlama ve şaşkınlık bir arada hissettim. Çünkü bunun psikolojide hem adı var hem de arkasında ciddi bir araştırma birikimi.
Psikolojik Tepkisellik (Reactance)
1966'da psikolog Jack Brehm, insanların özgürlükleri kısıtlandığında ya da bir seçenek ellerinden alındığında çok spesifik bir tepki verdiğini ortaya koydu: kısıtlanan şeye karşı yoğun bir arzu duyuyoruz. Buna psikolojik tepkisellik (psychological reactance) dedi.
Teori dört temel ilkeye dayanıyor:
- İnsanlar belirli davranışsal özgürlüklere sahip olduklarına inanır.
- Bu özgürlükler tehdit edildiğinde ya da ortadan kalktığında psikolojik tepkisellik oluşur.
- Bu tepkisellik, kaybedilen özgürlüğü yeniden kazanma motivasyonu yaratır.
- Tepkiselliğin şiddeti, tehdit edilen özgürlüğün önemine ve tehdidin büyüklüğüne doğrudan bağlıdır.
Yani belim ağrıdığında koşmak istemem tesadüf değil. Koşma özgürlüğüm elimden alındığı için beyin otomatik olarak koşmak ne harika bir şey, onu geri istiyorun moduna geçiyor. Özgürlük tamamen ortadan kalktığında tepkisellik en üst seviyeye çıkıyor ve kaybedilen şey gözümüzde çok daha değerli hale geliyor.
Daha da ilginci, bu sürecin farkında olmamız bile gerekmiyor. Araştırmalar gösteriyor ki tepkisellik çoğu zaman bilinçdışı çalışıyor. Sınırlı sayıda ya da son fırsat etiketli bir ürüne karşı aniden artan istek hissettiysen, bu mekanizmayı zaten tanıyorsun.
Duygusal Tahmin Yanılgısı (Affective Forecasting Bias)
İkinci bir katman daha var. Psikologlar Timothy Wilson ve Daniel Gilbert'ın 1990'larda başlattığı araştırma programı, insanların gelecekteki duygusal durumlarını tahmin etmekte ne kadar kötü olduğunu ortaya koydu. Buna duygusal tahmin (affective forecasting) diyorlar.
En yaygın hata etki yanılgısı (impact bias), gelecekteki olayların bizi ne kadar mutlu ya da mutsuz edeceğini sistematik olarak abartıyoruz. Tatile gidemediğimde bir tatil olsa dünyalar güzelleşir diye düşünmem, tam olarak bu. Tatili zihnimde gerçekte olacağından çok daha muhteşem bir deneyim olarak kurguluyor, diğer tüm faktörleri; yorgunluk, beklentiler, günlük aksaklıklar, hesaba katmıyorum.
Bu yanılgının iki önemli kaynağı var. Birincisi odaklanmacılık (focalism), bir olayı düşünürken sadece o olaya odaklanıp, hayatımızdaki diğer her şeyi görmezden geliyoruz. Tatili hayal ederken sadece sahili ve güneşi düşünüyorum; bagaj taşımayı, sıcaktan bunalmayı, çocuğun uyku düzenini değil. İkincisi ise bağışıklık ihmali (immune neglect), zihnimizin olumsuz durumlarla başa çıkma kapasitesini sürekli hafife alıyoruz.
Kıtlık Etkisi (Scarcity Effect)
Üçüncü ve son katman Robert Cialdini'nin popülerleştirdiği kıtlık ilkesi. Bir şeyin erişilebilirliği azaldığında algılanan değeri artar. Bu, tepkisellikle iç içe çalışan bir mekanizma: tatile gidemediğim gerçeği, tatili zihnimde daha kıt ve dolayısıyla daha değerli kılıyor.
Cialdini bunu şöyle formüle ediyor;
Daha önce sahip olduğumuz veya sahip olabileceğimize inandığımız bir şeyin kısıtlanması, hiç sahip olmadığımız bir şeyin kısıtlanmasından çok daha güçlü bir tepkisellik yaratıyor.
Koşabildiğim zaman koşmanın değerini bilmiyorum, koşamayınca koşmak altın değerinde.
Üç Mekanizmanın Buluşma Noktası
Benim durumumda ve muhtemelen senin de benzer deneyimlerinde bu üç mekanizma aynı anda çalışıyor:
- Tepkisellik: "Yapamıyorum" → "Yapmak istiyorum!"
- Duygusal tahmin yanılgısı: "Yapsam çok güzel olurdu" (abartılmış beklenti)
- Kıtlık etkisi: "Yapamadığım için daha da değerli"
Tatilde çalışmak istememde de aynı döngü işliyor, sadece tersten. İş bilgisayarım yok, kod yazma özgürlüğüm kısıtlı, ve bir anda o yarım kalan proje dünyanın en heyecan verici işi haline geliyor. Tatilden dönüp bilgisayarı açtığımda ise o büyü çözülüyor.
Peki Ne Yapabiliriz?
Bu mekanizmaları tanımak, onları tamamen ortadan kaldırmıyor. Bu evrimsel olarak köklü tepkiler. Ama farkındalık bile işe yarıyor. Birkaç şey deniyorum.
"Şu an yapabilsem gerçekten yapar mıydım?" sorusu. Belim ağrıdığında koşmak istiyorum, ama dürüst olayım: belim sağlamken son bir haftada kaç kez koştum? Bu soru, zihnin abartılı tahminini gerçeklikle yüzleştiriyor.
Yapabildiğim şeylere bilinçli dikkat. Bugün ne yapabiliyorum? Okuyabiliyorum, yazabiliyorum, kızımla vakit geçirebiliyorum. Yapamadıklarıma odaklanmak yerine yapabileceklerime dönmek, tepkiselliğin şiddetini azaltıyor.
Sahip olduğum anı kaydetmek. Koşabildiğim günlerde "bugün koştum, güzel hissettirdim" diye not almak. Tatildeyken "şu an buradayım, bu an güzel" diye bilinçli olmak. Bunlar basit ama etkililer çünkü beyni "şu an sahip olduğun şey de değerli" mesajıyla yeniden kalibre ediyorlar.
Nir Eyal'in önerdiği bir yöntem de var: kendine "yapmalıyım" yerine "yapabiliyorum" diye konuşmak. "Koşmalıyım" yerine "koşabiliyorum" demek, "çalışmalıyım" yerine "çalışabiliyorum" demek. Bu küçük dil değişikliği, beynin tepkisellik devresini bypass ediyor çünkü artık bir kısıtlama yok, bir tercih var.
Sonuç
Belki de bu mekanizmaların var olmasının güzel bir tarafı da var. Yapamadığımız şeylere duyduğumuz özlem, aslında o şeyleri ne kadar sevdiğimizin bir hatırlatması. Koşamadığımda koşmayı özlemek, koşmanın benim için ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Tatil hayal etmek, keşif ve dinlenme ihtiyacımın sesini duyurmam. Tatilde kod yazmak istemek, işimi gerçekten sevdiğimin kanıtı.
Mesele bu duyguları bastırmak ya da yok saymak değil. Mesele, "bu duygu gerçek bir ihtiyaç mı, yoksa beynimin bana oynadığı bir oyun mu?" sorusunu sormayı öğrenmek. Çoğu zaman ikisinin bir karışımı olduğunu göreceksin.
Ve bazen, belin tutulmuşken pencerenin önüne oturup güzel havayı seyretmek de kendi başına güzel bir şey.
Senin yapmak isteyip de yapamadığın zamanlar oluyor mu? Neler yapıyorsun o gibi zamanlarda?
Kaynaklar ve Önerilen Okumalar:
- Brehm, J. W. (1966). A Theory of Psychological Reactance. Academic Press.
- Gilbert, D. (2006). Stumbling on Happiness. Knopf. (Türkçesi: Mutluluğa Toslamak)
- Cialdini, R. B. (2006). Influence: The Psychology of Persuasion. Harper Business. (Türkçesi: İknanın Psikolojisi)
- Wilson, T. D. & Gilbert, D. T. (2005). "Affective Forecasting: Knowing What to Want." Current Directions in Psychological Science, 14(3), 131–134.
- Schwartz, B. (2004). The Paradox of Choice. Ecco. (Türkçesi: Bolluk Paradoksu)
Comments ()