Yürüyüş: En Ucuz İyileşme Yolu
Uzun bir zamandır yazılım işi ile uğraşıyorum. Pandemiden sonra evden çalışma düzenine geçtim. Artık evden çalışıyorum. Artık herkes neden bahsettiğimi çok iyi biliyor; aynı odada, aynı sandalyede, aynı ekrana bakarak geçen saatler. İş-ev arası mesafem yatak odamdan çalışma masama on iki adım. İş arkadaşlarım video görüşmesindeki küçük kareler. Öğle aram mutfağa gidip gelmek.
Uzun süre bunun ideal hayat olduğunu düşündüm. Trafik yok, ofis politikası yok, sadece ben ve kodum. Sessiz, rahat, verimli.
Ama sessizliğin bir ağırlığı var. Aylar geçtikçe odanın duvarları daralır gibi oldu. Düşüncelerim aynı döngüye girip çıkıyordu. Sonsuz recursion'a düşmüş bir fonksiyon gibi. Üretkenliğim yerindeydi ama içimde bir şeyler eksikti. Huzursuz, bulanık, tarif edemediğim bir mutsuzluk. Debug edemediğim bir bug.
Bir öğleden sonra, saatlerdir çözemediğim bir hatadan bunalıp ayağa kalktım. Ayakkabılarımı giydim, kapıyı açtım ve yürümeye başladım. Planım yoktu, rotam yoktu. Sadece yürüdüm. O gün hayatımın en basit ama en dönüştürücü alışkanlığına rastladım.
İlk Nefes
Deniz kenarında bir şehirde yaşıyorum. Deniz hiçbir zaman uzak değil. O ilk yürüyüşte yokuştan sahile indim. Rüzgar yüzüme çarptığında tuzlu, serin, inanılmaz taze. Bir şey değişti. Aylardır geri dönüşümlü hava soluyan ciğerlerim gerçek havayı unutmuş gibiydi. Durdum, sadece nefes aldım.
Bu hissin arkasında bilim var. Deniz havası negatif iyonlarla dolu ve bunların ruh haline, zihinsel berraklığa olumlu etkisi araştırmalarla desteklenmiş. Ama o an bana bir çalışma göstermenize gerek yoktu. Göğsümdeki sıkışma gevşedi. Kafamdaki gürültü azaldı. Haftalardır ilk kez gerçekten orada olduğumu hissettim.
Hayatımdaki her şeyi optimize ediyordum. Kodum, iş akışım, kullandığım araçlar. En önemli sistem: KENDİM.
O yürüyüş fazla uzun sürmedi, yarım saat kadar. Masama döndüğümde bütün sabah beni çıldırtan hata birden anlam kazandı. Çözüm o kadar basitti ki kendime şaşırdım. Beynim daha fazla ekran süresine değil, boşluğa ihtiyaç duyuyormuş.
Beden Unutmaz
Evden çalışmak özünde hareketsizlik egzersizidir. Parmakların klavyede, gözlerin ekranda ama bedenin park halinde. Zamanla bu hareketsizlik birikir. Omuzların kulaklarına doğru çıkar. Belin inatçı bir ağrıyla sızlar. Kendini bir insan değil, iş istasyonunun uzantısı gibi hissetmeye başlarsın.
Yürümek bunu çözer. Dramatik şekilde değil, bir anda değil ama adım adım kelimenin tam anlamıyla. Düzenli yürümeye başladığımda ilk fark ettiğim şey büyük bir aydınlanma değil, basit bir fiziksel rahatlamaydı. Bacaklarım hareket etmek istiyordu. Eklemlerim bükülmek istiyordu. Omurgam öne kıvrılmak yerine yukarı uzanmak istiyordu. İnsan bedeni sekiz saatlik oturma maratonları için tasarlanmamış. Yürümek için tasarlanmış.
Birkaç hafta içinde değişimler somutlaştı. Daha iyi uyudum. Öğleden sonraki enerji çökmesi geçti. Kürek kemiklerimin arasındaki inatçı düğüm çözülmeye başladı. Günlük yürüyüşümü egzersiz olarak değil fazla baskı taşıyan bir kelime bakım olarak düşünmeye başladım. Dağınık kodu refactor etmek ya da tıkanmış bir cache'i temizlemek gibi. Yürümek, içinde yaşadığım makinenin bakımıydı.
Yabancılar, Komşular ve Monitörün Ötesindeki Dünya
Uzaktan çalışmaya başladığınızda sizi kimse uyarmaz: yalnızlık sessizce gelir. Bir anda çökmez. Atlanmış bir selamlaşma, vazgeçilmiş bir sohbet, ertelenmiş bir buluşma... Derken bir gün fark edersin ki bütün hafta duyduğun sesler podcast sunucularına ve Slack bildirim seslerine ait.
Şehirde yürümek benim panzehirim oldu. Her köşede arkadaş edindiğim için değil hala kod yazan bir introvertim ama insanların arasında olmak bana dünyamın dairemden büyük olduğunu hatırlattı. Parkta güvercinleri cerrah ciddiyetiyle besleyen yaşlı bir adam gördüm. Scooter'larıyla yarışan, yetişkinlerin mümkün olduğunu unuttuğu bir çığlıkla bağıran çocuklar gördüm. Yürürken tanımadığım insanlara selam verdim, karşılık aldım.
Bir şehrin hayatına sessiz bir katılımcı olmanın özel bir rahatlığı var. Kimseyle konuşman gerekmiyor. Bir sunum yapman, bir toplantıya katılman gerekmiyor. Sadece orada olmak yeterli yürümek, izlemek ve insanlığın sıradan uğultusunun sana yapılacaklar listenden daha büyük bir şeyin parçası olduğunu hatırlatmasına izin vermek.
Hayatımda bulduğum en iyi debugging aracı bir linter ya da profiler değil. Bir çift ayakkabı ve açık bir kapı.
Yürümek Düşünmek, Düşünmek İyileşmek
Yazılım mühendisliği özünde problem çözmektir. Problem çözmek ise kendine özgü bir zihinsel durum gerektirir. Karmaşıklığı tutacak kadar odaklı ama örüntüleri görecek kadar rahat. Masada oturup bir probleme kaba kuvvetle yüklenmek nadiren atılıma yol açar. Yürümek açar.
Yürürken zihnim farklı bir moda girer. Sürüklenir, dolaşır, beklenmedik bağlantılar kurar. Bir kafede kulak misafiri olduğum konuşma bir arayüz fikri doğurabilir. Dalgaların kıyıya vuruş ritmi, günlerdir uğraştığım bir veri akışındaki kadansı görmeme yardımcı olabilir. Bunun mistik bir yanı yok. Beyin böyle çalışıyor. Araştırmalar yürüyüşün yaratıcı çıktıyı ortalama yüzde altmış artırdığını göstermiş. Nietzsche, Darwin, Steve Jobs hep yürüyüşçüydü. Kendimi onlarla kıyaslamıyorum ama dürtüyü artık anlıyorum.
Daha önemlisi, yürümek benim mental sağlık pratiğim oldu. Kaygının göğsümü sıktığı günlerde deniz kenarında bir yürüyüş onu gevşetti. Imposter syndrome'un yeterince iyi olmadığımı fısıldadığı günlerde ileri doğru hareket etmenin basit eylemi bir adım, sonra diğeri sessiz bir itiraz gibi geldi. Buradasın. Hareket ediyorsun. Bu yeterli.
Davet
Yürümenin bütün sorunlarını çözeceğini söylemek istemiyorum. Toksik bir codebase'i düzeltmez, deadline'larını karşılamaz, tükenmişliği sihirli bir şekilde iyileştirmez. Ama uzaktan çalışmanın sessizce, yavaşça elinden aldığı bir şeyi geri verir: kendi bedeninde, kendi şehrinde, şimdiki anda canlı olma hissi.
Evden çalışıyorsan, özellikle teknoloji sektöründeysen, bildiğim en basit reçeteyi sunmak istiyorum. Laptopunu kapat. Ayakkabılarını giy. Dışarı çık. Fitness tracker'a, koşu planına, dinleyecek bir podcast'e ihtiyacın yok. Sadece yürü. Gökyüzüne bak. Havayı teninde hisset. Zihninin istediği yere gitmesine izin ver.
Ekran döndüğünde orada olacak. Her zaman olur. Ama sen temiz hava solumuş, bacaklarını hareket ettirmiş, bir süre dünyanın geçişini izlemiş haliyle farklı olacaksın. Biraz daha hafif. Biraz daha berrak. Biraz daha insan.
Adım adım, nefes nefes, yürüyüş sana ekranın asla öğretemeyeceği şeyi öğretir: sadece bir zihin değilsin. Bu dünyada bir bedensin ve dünya seni bekliyor.
Comments ()